anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2016 Cuma

Peki ya affedilebilir mi? Sanmıyorum.





seni bir boşluğa attım 
gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık 
boşluk sesi ol.. 
hoşluk sesi ol.. 
sonra dönüp üz beni. 
yüzüm yüzünü terk edeli kıştı. 
yeni yeni kıştı. kollarım kendi 
bacaklarımı sarmıştı. fotoğrafta görünmeyen 
ışıklar vardı. sandalyenin ucuna oturmuştum. 
gözlerim bacaklarıma dolanan kollarıma, 
sonra bacaklarıma, sonra daha uzağa, salondan 
da uzağa, 
o yok yere bakıyordun. 
seni boşluğa attım 
gitmek üzereydim kalktım 
boşluk sesi ol.. 
hoşluk sesi ol.. 
gözlerimdeki ay ışığı 
gözlerinin körlüğü içindi. 


2 
hadi benim umarsızım 
ben ölmek üzereyim 
yorgunluğum da öyle 
sabrımın son parçasını da yedim 
az önce. 
hadi benim suskunum 
geçtiğim yılları yaktım ardımda 
çocukluğumdan gelirken düştüğüm 
o keskin virajdan 
sürüklendiğim bu vakte dek 
sıkıca tuttuğum 
kırık dökük inançlarım bile 
ölmek üzere. 
hadi benim kırgınım 
kışın bana yaptıklarından, 
yazın beni öldüren yıldızlarından sonra 
yitirdiğim mevsimler değil, 
vaktim yok, 
baktığım yerleri yaktım 
içime ağladığım suları da içtim 
az önce. 


3 
seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp 
sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp 
sanki benden bahsetmiyormuşum gibi 
hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi 
fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana 
yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı 
ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini 
aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü, 
artık sonsuza dek yitirdiğimizi 
büyünün bitişini, 
hiç gerekmeyen yıllarda huzur, 
çok gereken yıllarda da fırtına 
nasıl yaşanır onu anlatacağım. 
seni bir yabancı gibi karşıma alıp 
bunun dayanıklı bir şey olmadığını 
sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın 
yapılan bir şey olmadığını, 
başlangıçta bir melek konduğunu 
sonunda bir kelebek öldüğünü, 
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın 
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü 
olduğunu, 
bütün bunları sana 
nasıl anlatacağım? 


4 
kalbim 
ölü mevsimler gibisin 
bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi 
ama bitti mevsim, 
bir başka yolcu yok sana 
fark etmez gibisin. 
kalbim 
demir masanın küfü,örtünün yırtığı 
camın kırığı, patlayan freni hayatımın 
kalbim, anla, bitti mevsim 
bir başka yolcu yok sana.

14 Haziran 2016 Salı

14.06.2016

Hayat anlamlardan ibaret. Kime ve neye hangi anlamı yüklersen o, odur. Ve canini yakan şey aslında o yüklediğin anlamın boşa çıkıp seni hayal kırıklığına uğratmış olmasıdır.
Yoksa vedalar çok da kotu bir şey değil aslında.

26 Mayıs 2016 Perşembe

.

Yillardan bir yil, gunlerden bir gun, saatlerden bir saat, sokaklardan bir sokak, bakislardan bir bakis, eylullerden bir eylul, sayfalardan bir sayfa...
Sorulan bir soruya verilen tek bir cevap kalmis aklimda. 
"O kadar da bencil degilim"
Insan sirf öldüremedigi icin ölmek istiyor bazen.

27 Şubat 2016 Cumartesi

2009da BİZ 2

kocaman çizmelerin altında dize kadar çoraplarım var benim..ama ikisi birbirinin çifti değil..biri yeşil üstünde büyük beyaz puanları var..diğeri de yandan çizgili rengarenk..uzun kalın katlı bi kışlık eteğim var..kimi yerlerine güzel gözüksün die yamalar dikmişim..ama sol dizimin üstü var ki cok komik.. oraya kücük bi bez bebek dikmişim..üstümde dizime kadar inen yeşil eski bi palto var.. koyu yeşil..onun da düğmelerini deiştirmişim.. kocaman renkli 4 farklı düğme..tabi kışlık ya bunlar, alanları geniş olduğundan üstünde değişik armalar dikili..başımda ponponlu bi bere var..içimde bol bi kazak var..kocaman bi manav kasası alıp ona 4 tane tekerlek takmışım.. oyuncak ayımı oturtmusum içine..bi de görmemişler gibi emniyet kemeri de bağlamışım ayıya..kalın ve yer yer yırtıkları olan bi cisimle çekiyorum ayının kasasını..4 metrelik upuzun atkımın püskülleri yerlerde sürünüyor..

21 Şubat 2016 Pazar

2009DA BİZ

sırtımda eşşşek kadar çantam vardı. içinde de bir sürü ıvır zıvır.. çünkü ben kıyafete önem vermeyen biri olduğum için çantamda kıyafet değil ıvır zıvır taşırım.. sol kolumun altında da ayım vardı. sanki boğazlıyormuş gibi onu tutuyordum. boynumda yeşilli pembeli morlu fularım.. ahh hemen altında da elbette o hiç çıkarmadığım ankh.. üstümde pembe askılım, kıçımda da kesilmiş bi kot pantolon vardı, böyle kenarlarından iplikleri sarkan ve kocaman tokalı bi kemerle belden sıkılmış.. ayağımda sandaletlerim vardı pasaklı olduğum için ayaklarım çok kirliydi. kollarımda bi sürü bileklik vardı.. boncuklusundan tut derisine kadar.. kolumun yarısını kaplıyolardı.
...
geliyodum.. kapıyı vuruyodum. çünkü ben kapıyı çalmam.. kapı açılınca da kocaman camları olan güneş gözlüğümü çıkarıp senin hanıma ''murat evde mi?'' diye soruyodum.


17 Şubat 2016 Çarşamba

17.02.2016





yaşadığım bu toplumdan, bu düzenden öylesine nefret ediyorum ki... artık insanların acımasızlığı, yüzeyselliği, zır cahilliği, bedensel-ruhsal-düşünsel kirliliği, körelmişliği; gözlerinin kör, kulaklarının sağır oluşu nefret veya acıma duygusu yerine tamamen tiksinti uyandırıyor bende.
bu insanlarla aynı hayatta yaşıyorum... aynı havayı soluyorum... aynı yolda yürüyorum... illa ki bir şeyleri paylaşıyorum. ve yemin ederim ki midem bulanıyor.

her gün eve geldiğimde ''keşke ciğerlerimi de çıkarıp yıkayabilsem'' diye iç geçiriyorum. gerçekten kendimi hiç ama hiç temiz hissedemiyorum. çünkü biliyorum;dünyayı, insanlığı, hayatları ve acı çeken hiçbir varlığı ben kurtaramayacağım (insanın ciğerlerini illa ki bir şekilde söküp yıkayabilmesinin bir yolu olmalı.) keşke kollarım yetseydi de hepinizi bir bir kucaklayabilseydim. 

kıyıya vurmuş, üstleri başları kirlenmiş, oldukça mutsuz ve yorgun görünen denizanaları da dahil!

10 Şubat 2016 Çarşamba

.ZAMANLA

ilişkinin ilk haftalarında...

koray: çok güzel gülüyorsun ya çok hoşuma gidiyor. (arkadaşlarına döner ve) arkadaşlar Su çok güzel güler. hayat ışığı gibi gülüşü var çok içten gülüyor. (sanki bilerek matah bir bok yapıyormuşum gibi..)


ilişkinin 3. ayında...

koray: allah belanı versin sus gülme *mına koyayım gülme! benim yanımdaki kadın gülmez, ciddi olur, ağırbaşlı olur! (beyefendi başbakan ya hani... çok önemli bir insan ya beğenmiyor artık)

ama bir insan bu kadar zavallıyken nasıl gülmezdim bilmiyorum. iyi ki gülmüşüm. şimdi olsa daha çok gülerim. gülünmeyecek gibi değildi çünkü.

28 Ocak 2016 Perşembe

.MURAT'A DAİR GİBİ GİBİ

ama tam değil...

3. birasını içtikten sonra masaya yumruğunu vurup ''mesela şahin k. bir fenomendir!'' demişti. tekele gittiğinde kaju alacakken son anda fikir değiştirdi ve kajuyu haketmediğini düşünüp bir paket tuzlu fıstık almıştı. etli nohut yemeğini de haketmediğini düşünüp geceleri aç uyurdu mesela...
***

olup biten hemen hemen her şeyin varlığı konusunda şüpheye düşen ben, galiba en çok Murat'ın gerçek olduğuna inanıyordum. hatta kendi varlığım konusunda şüpheye düşer, onun varlığı konusunda şüpheye asla düşmezdim. öyle birşeydi o benim hayatımda. 
yıllarca kırmızı reçeteli ilaçları kullanırken ölecek ölecek diye korkarken ben... (elbette ölmedi. o kadar kolay ölünmüyor neticede) ''keşke ölseydi'' dediğim tek insan oldu. 
tamam ben nefretten beslenen bir insanım, kabul. ama inan bana bunun nefretle hiçbir ilgisi yok. bu sadece kusursuz bir hayalkırıklığı.. o kadar.. 
demek ki neymiş? terzi kendi söküğünü dikemiyormuş. sonuna kadar reddettiğin asla kabul etmediğin o toplum var ya... hah o toplumun ta kendisi oluyormuşsun. olmak istemediğin şeylere bir bir dönüşüyormuşsun. ve illa ki bir şekilde hep ama hep! tükürdüğünün yalıyormuşsun.
ben 24'ken sen 28'din ya.. bana ''anlamıyorsun, ama anlayacaksın. başka türlü olmuyor. kabul etmek zorundasın. başka türlü mutlu olamazsın. toplum ne diyorsa yap ve mutlu ol. insanlardan bir farkın olmasın. sıradan ol. sıradan olmazsan asla mutlu olamazsın.'' demiştin ya hani.. ben de sana demiştim ki ''anlamıyorum, anlamak da istemiyorum. belki 28 olunca anlarım. ama lütfen bunu anlamayayım'' diye.. 
28 olmama 6 ay kaldı. ve ben ne olup biteceğini gerçekten çok merak ediyorum. lütfen lütfen lütfen... bir kez daha haklı çıkma!


**NOT: Senden nefret etmiyorsam inan ki sırf aurora borealislerin hatrına. bu da burada dursun. belki hatırlarsın.





24 Ocak 2016 Pazar

.BİRİKTİRMEK ÜZERİNE

   






onca pişmanlığın ardından ailemin değerini anlamam üzerine ailemle ilgili hiçbir şeyi hiçbir yerden silemez oldum. zaten arşiv insanıydım ben. ama söz konusu ailem olunca daha bir özenli olmaya başladım. en dandik fotoğraflarını bile silemiyorum. ki eminim hiç kimse öldükten sonra o kadar kötü fotoğraflarıyla hatırlanmayı ya da birilerinin onları görmesini istemez.
geçenlerde biri dedi ki ( kim olduğunu hatırlayamıyorum malesef ); insan birisi ölünce, bu kişi onun çok yakını olsa bile onun ses tonunu unuturmuş. mideme dehşet bir yumruk yemiş gibi oldum! unutkanlığımla ve karakterime ait her türlü çirkin ve pislik şeyle gurur duyan ben, asla ama asla ailemin sesini unutmak istemiyordum.
hemen onlara whatsappdan ses kaydedip göndermeyi öğrettim. ve gönderdikleri ses kayıtlarını dünyanın en saçma şeyi bile olsa da arşivlemeye başladım.
 ne de olsa hayat ayrıntılarda değil, saçmalıklarda gizlidir. 
 ve evet... insan duymadığı sesi çok kısa bir süre içinde unutur.


***NOT: Anne söz veriyorum... çirkin çıktığın hiçbir fotoğrafı ve videoyu ne olursa olsun, hiçbir zaman, hiç kimseye göstermeyeceğim. onlar sadece benim için. ne yapıyorsam geleceğim için yapıyorum. çünkü anılar güzel şeyler.
                    Sizi seviyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...