subulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
subulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2016 Pazar

2009DA BİZ

sırtımda eşşşek kadar çantam vardı. içinde de bir sürü ıvır zıvır.. çünkü ben kıyafete önem vermeyen biri olduğum için çantamda kıyafet değil ıvır zıvır taşırım.. sol kolumun altında da ayım vardı. sanki boğazlıyormuş gibi onu tutuyordum. boynumda yeşilli pembeli morlu fularım.. ahh hemen altında da elbette o hiç çıkarmadığım ankh.. üstümde pembe askılım, kıçımda da kesilmiş bi kot pantolon vardı, böyle kenarlarından iplikleri sarkan ve kocaman tokalı bi kemerle belden sıkılmış.. ayağımda sandaletlerim vardı pasaklı olduğum için ayaklarım çok kirliydi. kollarımda bi sürü bileklik vardı.. boncuklusundan tut derisine kadar.. kolumun yarısını kaplıyolardı.
...
geliyodum.. kapıyı vuruyodum. çünkü ben kapıyı çalmam.. kapı açılınca da kocaman camları olan güneş gözlüğümü çıkarıp senin hanıma ''murat evde mi?'' diye soruyodum.


17 Şubat 2016 Çarşamba

17.02.2016





yaşadığım bu toplumdan, bu düzenden öylesine nefret ediyorum ki... artık insanların acımasızlığı, yüzeyselliği, zır cahilliği, bedensel-ruhsal-düşünsel kirliliği, körelmişliği; gözlerinin kör, kulaklarının sağır oluşu nefret veya acıma duygusu yerine tamamen tiksinti uyandırıyor bende.
bu insanlarla aynı hayatta yaşıyorum... aynı havayı soluyorum... aynı yolda yürüyorum... illa ki bir şeyleri paylaşıyorum. ve yemin ederim ki midem bulanıyor.

her gün eve geldiğimde ''keşke ciğerlerimi de çıkarıp yıkayabilsem'' diye iç geçiriyorum. gerçekten kendimi hiç ama hiç temiz hissedemiyorum. çünkü biliyorum;dünyayı, insanlığı, hayatları ve acı çeken hiçbir varlığı ben kurtaramayacağım (insanın ciğerlerini illa ki bir şekilde söküp yıkayabilmesinin bir yolu olmalı.) keşke kollarım yetseydi de hepinizi bir bir kucaklayabilseydim. 

kıyıya vurmuş, üstleri başları kirlenmiş, oldukça mutsuz ve yorgun görünen denizanaları da dahil!

10 Şubat 2016 Çarşamba

.ZAMANLA

ilişkinin ilk haftalarında...

koray: çok güzel gülüyorsun ya çok hoşuma gidiyor. (arkadaşlarına döner ve) arkadaşlar Su çok güzel güler. hayat ışığı gibi gülüşü var çok içten gülüyor. (sanki bilerek matah bir bok yapıyormuşum gibi..)


ilişkinin 3. ayında...

koray: allah belanı versin sus gülme *mına koyayım gülme! benim yanımdaki kadın gülmez, ciddi olur, ağırbaşlı olur! (beyefendi başbakan ya hani... çok önemli bir insan ya beğenmiyor artık)

ama bir insan bu kadar zavallıyken nasıl gülmezdim bilmiyorum. iyi ki gülmüşüm. şimdi olsa daha çok gülerim. gülünmeyecek gibi değildi çünkü.

24 Ocak 2016 Pazar

.BİRİKTİRMEK ÜZERİNE

   






onca pişmanlığın ardından ailemin değerini anlamam üzerine ailemle ilgili hiçbir şeyi hiçbir yerden silemez oldum. zaten arşiv insanıydım ben. ama söz konusu ailem olunca daha bir özenli olmaya başladım. en dandik fotoğraflarını bile silemiyorum. ki eminim hiç kimse öldükten sonra o kadar kötü fotoğraflarıyla hatırlanmayı ya da birilerinin onları görmesini istemez.
geçenlerde biri dedi ki ( kim olduğunu hatırlayamıyorum malesef ); insan birisi ölünce, bu kişi onun çok yakını olsa bile onun ses tonunu unuturmuş. mideme dehşet bir yumruk yemiş gibi oldum! unutkanlığımla ve karakterime ait her türlü çirkin ve pislik şeyle gurur duyan ben, asla ama asla ailemin sesini unutmak istemiyordum.
hemen onlara whatsappdan ses kaydedip göndermeyi öğrettim. ve gönderdikleri ses kayıtlarını dünyanın en saçma şeyi bile olsa da arşivlemeye başladım.
 ne de olsa hayat ayrıntılarda değil, saçmalıklarda gizlidir. 
 ve evet... insan duymadığı sesi çok kısa bir süre içinde unutur.


***NOT: Anne söz veriyorum... çirkin çıktığın hiçbir fotoğrafı ve videoyu ne olursa olsun, hiçbir zaman, hiç kimseye göstermeyeceğim. onlar sadece benim için. ne yapıyorsam geleceğim için yapıyorum. çünkü anılar güzel şeyler.
                    Sizi seviyorum.

19 Ocak 2016 Salı

.YENİDEN

sıkıldım.
demek ki insan hayatında her şeyin yolunda gitmesinden de sıkılıyormuş bir noktadan sonra.
hayatım hep bir koşuşturmaca içinde geçiyor. ve ben günlerin nasıl akıp gittiğine inanamıyorum bile. farkına varamıyorum. 
bu kötü..
işe girdiğimden beri, yani 18 Nisan 2013'ten beri bu böyle. ve hala nasıl devlet memuru olduğuma ve bu işe nasıl devam ettiğime şaşıran bir kitle var. ben de dahil :) 
insan işe başlayınca para harcamaya bile vakit bulamıyormuş.
***
okula devam ediyorum. hatta 2. üniversiteme de başladım. sevdiğimden filan değil. neden yaptığımı inanın ben de bilmiyorum. hadi 1.sinde yılların emeği var.. malum 2008de girdim ona. bunca emeği insan çöpe atamıyor. ve 7. senede aslında bu bölümün kesinlikle bana göre olmadığını, hatta nefret ettiğimi farketmem de bu gerçeği değiştirmiyor. o yüzden bırakmıyorum. bırakamıyorum. henüz o kadar cesur değilim malesef. benim sürekli bir şeylerle uğraşmam lazım ki kafayı yemeyeyim.
***
eskişehire döneli tam 1 sene + 1 ay filan oldu. ilk başta biraz hayal kırıklığıydı elbette. bıraktığım gibi bulamamıştım. üstelik hiç bir mecburiyetim olmamasına rağmen sabahın 7sinde kat kat giyinip yürüyüşe çıktığım o köprü bile yoktu. yıkmışlar ve yerine bir kavşak yapmışlar. sevmedim...
***
geçmişe dair pek özlediğim bir şey yok. daha doğrusu hatırlayamıyorum pek. bu beni mutlu ediyor açıkcası. şu sıralar tek özlediğim şey ailem ve osman. 
osman ailemle kalıyor çünkü artık. getiremedim yanımda. o da annemle aşk yaşamakla meşgul zaten. beni değil ama ailemi kapıda karşılayıp, geceleri anneme masaj yapıyor. fakat ilk fırsatta yanıma alacağım. çünkü o benim hayatımdaki en güzel şeylerden biriydi, biliyorsunuz.
***
insanın 27 yaşından sonra en çok özlediği şey ailesi oluyormuş. eve gittiğimde geceleri annemle uyuyorum sarılıp. bunun tadı hiçbir şeyde yok. 
***
kahvede level atladım. artık duble espresso içiyorum. kahve sevgim hala devam ediyor çünkü herkes gider kahve kalır :)
***
çoğunlukla kendime vakit ayıramamaktan şikayetçiyim eskisi gibi. çünkü ben keyif insanıydım. sabahları yürüyüşe çıkıp, gelip güzel bir kahve yapmak ve uzanıp kitap okumak, yeni yemek tarifleri denemek, yeni müzikler keşfetmek, bol bol yolculuk yapmak, puzzle başında saatler  geçirmek, osmanın horlamasını dinlemek benim için en keyifli şeylerdendi. 
bu durumdan şikayetçiyim hayatımla ilgili. şu sıralar ise sadece boş bulabildiğim vakitlerde sadece uyuyorum. ve 3 yıldır hiç tatil yapamadım. bu yaz üstü açık klasik bir araba bulup bol bol gün batımına doğru sürmek istiyorum. buna ihtiyacım var. üstelik artık saçlarım da uzun :) 
hem de belime kadar... :)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...